Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında, basın mensuplarıyla bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına önceki gün tedavi gördüğü hastanede rahmet-i rahmana yürüyen Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Başkanı İlahiyatçı Yazar Prof. Dr. Raşit Küçük’ü anarak başlayan Karamollaoğlu, “Çok kıymetli bir kardeşimizi kaybettik. Prof. Dr. Raşit Küçük Bey. Çok sevdiğimiz, yıllardır tanıdığım, hakikaten ilmiyle amil olan bir kardeşimizdi. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Avrupa'dan yeni döndüğümüz için ve birtakım bizleri bekleyen çalışmalarımız nedeniyle cenazeye maalesef iştirak edemedim” ifadelerine yer verdi.

Sabaha karşı merkez üssü Düzce olan ve İstanbul ile Ankara başta olmak üzere birçok ilde de hissedilen 5,9 şiddetindeki depremden etkilenen vatandaşlara da geçmiş olsun dileklerini ileten Karamollaoğlu, “Ne kadar uyanık olmamız gerektiğini, ne kadar hazırlıklı olmamız gerektiğini bizlere bir kez daha hatırlattı. Tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” dedi.

Avrupa Seçime Hazırlık Hamle Toplantısı

Seçime hazırlık çalışmaları kapsamında geçtiğimiz hafta sonu Almanya’da olduklarını anımsatan Karamollaoğlu, Almanya'nın tüm bölgelerinden ve diğer Avrupa ülkelerinden de teşkilat mensuplarının katılımıyla, Duisburg'da heyecan ve coşkusu yüksek bir toplantı icra ettiklerini söyledi.

Seçime hazırlık çalışmalarının gözden geçirildiği bu çalışmanın, Türkiye ve Avrupa’daki teşkilatların motivasyonunu artırıp kararlılığını pekiştirdiğini vurguladı.

Toplantı sonrasında STK temsilcileri ve basın mensupları ile de bir araya geldiklerini belirten Karamollaoğlu, “Hem oradaki kardeşlerimizin hem de STK temsilcileri ve basın mensuplarının aktardıklarını dinledik, tek tek not aldık. Maalesef; ırkçılık ve İslamofobi başta olmak üzere Avrupa'da yaşadıkları problemlerin yanında, sıla yolculuklarında yaşadıkları uzun beklemeler, özellikle yaz aylarında ve Aralık ayında astronomik rakamlara ulaşan fahiş uçak bileti fiyatları gibi hem ülkemize gelip giderken hem de denklik meselesi gibi burada karşılaştıkları problemler var. Avrupa'daki ve diğer ülkelerdeki vatandaşlarımıza sadece ‘oy ve döviz odaklı’ bakan anlayışı değiştireceğimizin sözünü kendilerine verdik, buradan da sizlerin huzurunda tekrar ifade ediyorum. Problemleri bizim problemimizdir, çözüme kavuşturmak da boynumuzun borcudur. Ben, bir kez daha gösterdikleri misafirperverlik için Saadet Avrupa teşkilatlarımıza ve Avrupa'daki vatandaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Üzerine düşen sorumlulukları bugüne kadar hakkıyla yerine getiren Avrupa teşkilatlarımızın, bundan sonra da aynı gayret ve fedakarlıkla çalışacaklarına olan inancım tamdır.” şeklinde konuştu.

Terör ve Siyasi Kazanç Asla Bir Araya Gelemeyecek”

Son günlerde maalesef, hain terör saldırılarının Türk halkının yüreğini yakmaya devam ettiğini ifade eden Karamollaoğlu, şöyle devam etti:

Grup Başkanvekilimiz Bülent Kaya: "Artık Milletimizin Fatura Ödemeye Takati Kalmadı!" Grup Başkanvekilimiz Bülent Kaya: "Artık Milletimizin Fatura Ödemeye Takati Kalmadı!"

“Gaziantep'in Karkamış ilçesine hain terör örgütü tarafından alçakça düzenlenen roket saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun! Terörle mücadele operasyonlarında Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve diğer tüm güvenlik güçlerimize muvaffakiyetler diliyorum. Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum; terör ve siyasi kazanç asla bir araya gelemeyecek iki mefhumdur. Terörün ve terörle mücadelenin ırkı, dini, mezhebi ve siyasi parti farklılığı olmaz, olamaz! Nasıl ki terör hepimizi hedef alıyorsa, terörle mücadele de hepimizin ortak mücadelesidir. Terör ve terörle mücadele üzerinden toplumumuzu kutuplaştırmak isteyen çevrelere sesleniyorum; aklınızı başınıza alın!” Hiç kimse patlayan bombalar, yitirilen canlar ve Mehmetçiklerimizin mücadelesi üzerinden siyasi hesap yapmaya kalkmasın! Biz benzer senaryoları defalarca tecrübe etmiş bir milletiz. Bugüne kadar ne teröre boyun eğdik ne de terör üzerinden siyasi hesap yapanlara prim verdik. Herkes şunu bilmelidir; devlet, devlettir. Hükümet, hükümettir. Terör de terördür! Bunu söylerken, neyi kastettiğim de çok net anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Devlet, hepimizin devletidir. Terör 85 milyon insanımızı hedef alıyor ve hep birlikte lanetliyoruz. Hükümet ise yanlışıyla doğrusuyla sandık önünde millete hesap verecektir. Terörle mücadele ise bir siyasi partinin değil, ülke ve millet olarak hepimizin uhdesindedir. Artık bu ayrımları herkes çok iyi idrak etmeli, sapla samanı kimse birbirine karıştırmamalıdır! Bir kez daha uyarıyorum; terör ve terörle mücadele ile siyasetin s'si dahi yan yana gelmemelidir.”

“Sınırlarımızın Güvenliği Şahsiyetli Bir Dış Politika ile Sağlanabilir”

Terörle mücadelenin diğer tüm alanlarda atılacak adımlarla yakından ilgili olduğunu belirten Karamollaoğlu, terörle mücadelenin adalet, eğitim, ekonomi gibi başlıklardan bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.

Karamollaoğlu, terörle mücadele söz konusu olunca dış politikanın, bunların hepsinden öncelikli ve önemli bir hal aldığını ifade ederek, “Yıllar evvel dış politikada atılan ve önemsizmiş gibi görülen küçük bir yanlış adım, bugünün terörünü tetikleyecek büyük gelişmelere sebebiyet verir. Dost ve düşman tanımını iyi yapamayanların zikzakları, bugün hâlâ bu ülkede terörü konuşturur. Sınırlarımızın güvenliği dikenli tellerden ziyade, şahsiyetli bir dış politika ile sağlanabilir. Irak'ta, ABD savaş uçaklarının yaptığı binlerce sorti, Afganistan'da dökülen kanlar ve Suriye'nin tarumar edilmesi; bugünkü terörle mücadelemizden bağımsız konular değildir! Birileri anlamak istemese de, dilimizde tüy bitene kadar anlatacağız; Büyük Ortadoğu Projesi'nin amaç ve hedeflerini, ortaklarını, politikalarını ve buna çanak tutanları anlamadan, bugünkü gelişmeleri sağlıklı okumak mümkün değildir” diye konuştu.

“Haklı Çıkmaktan Yorulduk”

Merhum Süleyman Demirel ile özdeşleşen “Dün dündür, bugün bugündür” sözüne atıfta bulunan Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Erdoğan'la birlikte dün ve bugün arasındaki makas siyasette öylesine açıldı ki, hangi tarihi milat kabul edeceğiz; insan doğrusu şaşırıyor! Adeta "bir saat önce bir saat öncedir, şimdi şimdidir." cümlesiyle siyaset yapar hale geldiler. Artık "U dönüşü" demek yetersiz kalıyor, "Erdoğan dönüşü" tabiri lûgatle siyasi literatüre girdi bile! Daha vahim olan ise; tüm bunları "devlet yönetiyoruz" kılıfıyla aklamaya çalışıyorlar. Bugün devlet yönetiyorsunuz madem, peki o zaman dün ne yapıyordunuz? Değdi mi bunca acıya? Değdi mi milyonlarca Müslüman’ın katledilmesine? Değdi mi milyonlarca insanın evini, barkını terk etmek zorunda kalışına? Değdi mi biz sizi ta o zaman uyarırken, sarf ettiğiniz o çirkin hakaretlere? Biz Muhammed Mursi'yi ve şehit Esma kızımızı unutmadık, unutmayacağız!”

“Türkiye gibi büyük ve önemli bir ülke böylesine hoyratça idare edilmez”

“Rabia selamınızı, ‘Sisi mi? Binali Yıldırım mı?’ cümlelerinizi ne yapacağız, nasıl değerlendireceğiz şimdi, hadi buyurun siz söyleyin” ifadelerini kullanarak tepkisini dile getiren Karamollaoğlu, şöyle devam etti:

“Elbette normalleşmek, dış politikada diyalog zeminini kaybetmemek doğru olandır, biz hep bunu söyledik. Biz bunları söyleyince, biz ‘bölge ülkeleri ve İslam ülkeleri kendi aralarında meselelerini çözmeli, Moskova ve Washington'a bırakmamalı’ dedikçe en ağır ithamlarda bulunanlar siz değil miydiniz? İnanın; ‘biz demiştik, biz yine haklı çıktık’ cümlelerini kurmak istemiyoruz, haklı çıkmaktan biz yorulduk; fakat yanılmaktan, yanıltmaktan siz yorulmadınız! ‘Görüşüyorum, alkışlayın!’, ‘Asla görüşmem, alkışlayın.’ aymazlığınızdan, şımarıklığınızdan hem içeride hem dışarıda sergilediğiniz bu ‘ikiyüzlü siyaset’ten ise bıktık, usandık artık! Bir devlet böyle yönetilmez, Türkiye gibi büyük ve önemli bir ülke böylesine hoyratça idare edilmez! Nasıl vereceksiniz bunca masumun, bunca yanlışın hesabını?”

“Sizi Milletimizin Vicdanına Havale Ediyoruz”

“Ekonomide duvara tosluyorsunuz; sonra bahane üstüne bahane üretiyorsunuz! Adaleti yerle bir ediyorsunuz; görmezden gelelim istiyorsunuz! Eğitimi ve sağlığı bir keşmekeşin içine sokuyorsunuz; ‘çağ atladık’ yalanlarıyla üstünü örtmeye çalışıyorsunuz! Ahlaki ve manevi değerlerimizi hiç olmadığı kadar yozlaştırıyor; üstüne üstlük bir de değerlerimizi birkaç oy uğruna istismar ediyorsunuz! Dış politikada oradan oraya savruluyor; bir de kalkıp algıyla, boyla, posla, sembolik fotoğraflarla ‘Dünya Lideri’ imajı oluşturmaya çabalıyorsunuz! Artık size söyleyecek bir sözümüz kalmadı bizim! Sizin tüm bu yalpalamalarımızı milletimizin vicdanına havale ediyoruz.” İfadelerini kullanan Genel Başkanımız Karamollaoğlu, “Önümüzdeki seçimlerde sandık önünde tüm bunların hesabını milletimiz soracaktır, ancak Allah'ın huzurunda, hesap gününde ne yaparsınız; onu da bilmem, ancak şimdiden başınızı iki elinizin arasına alıp düşünseniz, iyi edersiniz.” dedi.

“Hakikatleri Dile Getirmeye Devam Edeceğiz”

Yaşanan olumsuzluklar karşısında insanın yüreğinin yandığını, sinirlenip öfkelendiğini ve üzüldüğünü dile getiren Karamollaoğlu, “Diyecek söz çok ama karşımızda idrak edecek akıl, hissedecek kalp ve anlayacak vicdan yok maalesef. Ancak biz milletimizin, tarihin ve Allah'ın huzurunda vereceğimiz hesabı düşünerek hakikatleri dile getirmekle mükellefiz. Birileri rahatsız olsa da, birileri biz bunları dile getirdikçe yalan, iftira ve hakaretle karşılık verse de; biz sorumluluklarımızı yerine getirmeye ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Seçimlere doğru hızla yaklaşıyoruz ve gündem de hayli yoğun. Ancak gelip geçici tüm gündemlerin yanında bir de milletimizin gerçek gündemleri, çözüm bekleyen problemleri var. İktidar her ne kadar göz ardı etse de, suni gündemlerle bunları unutturmaya çalışsa da, biz tüm toplum kesimlerinin problemlerini, gerçek gündemlerini unutmuyor, sümen altı etmiyoruz.” şeklinde konuştu.

“Bir Ülkenin Geleceğine Verdiği Değer, Öğretmenine Verdiği Değerden Anlaşılır”

Konuşmasında 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ve öğretmenlerin yaşadıkları sorunlara da değinen Karamollaoğlu, şunları kaydetti:

“Yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü. Geleceğimizi inşa eden, çocuklarımıza ışık, bizlere ise umut olan, her şartta görevlerini hakkıyla yerine getiren tüm öğretmenlerimizin,  Hayalleri için yıllardır çalışmasına rağmen atanamayan, atandığı halde aldığı ücretle geçinemeyen öğretmenlerin, Çoğu asgari ücret standartlarının altında çalışan ücretli öğretmenlerin ve asgari ücrete mahkum edilen özel okul öğretmenlerinin, Beraat ettiği halde görevine iade edilmeyen KHK mağduru öğretmenlerin ve tabi ki terör örgütü tarafından aramızdan koparılan Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz, İstanbul’daki terör saldırısında hayatını kaybeden Arzu Özsoy ve son olarak Gaziantep’teki saldırıda hayatını kaybeden Ayşenur Alkan gibi şehadete uğurladığımız tüm öğretmenlerimizin ‘Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.” dedi.

Yetiştirdikleri öğrencilerin gözünde ışıkla umut dolu olması gereken öğretmenlerin, ne yazık ki derin bir hayal kırıklığıyla yorgun halde olduklarını ifade eden Karamollaoğlu, şöyle devam etti:

“Çünkü öğretmenlerimiz geçinemiyorlar. En düşük öğretmen maaşı 9 bin lira civarında. Ortalama ücret ise 12 bin lira civarında. Buna mukabil, açlık sınırı 7 bin 425 lira. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 9 bin 705 lira. Yoksulluk sınırı ise 24 bin lira. Bu şartlar altında hangi öğretmen öğrencilerine eskiden olduğu gibi ‘okuyup meslek sahibi’ olmalarını öğütleyebilir? Hangi öğretmen öğrencilerine gelecek adına umut verebilir? İşte son şehit öğretmenimiz Ayşenur Alkan. Ücretli öğretmenlik yapıyordu. Arkadaşı ona ‘ilçede göreve başlama, aldığın para yola gidecek’ deyince; ‘KPSS kitaplarını alacak param yok, ailemin durumunu biliyorsun’ diyor. Kitap alabilmek için bu zahmete katlanmak mecburiyetinde kalmış bir öğretmenden bahsediyoruz. Büyükşehirler ise artık adeta ‘sürgün’ yeri. Kimse büyükşehirlerde öğretmen olmak istemiyor. Nasıl istesin ki! Kira ortalamaları, memur maaşının yarısından fazlasına tekabül ediyor artık. Öğretmenler kiraya, faturalara, mutfak masraflarına anca yetişiyorlar. Ne günlük aktivite ne de kültürel bir etkinlik imkanları yok.  Bir ülkenin gençlerine ve geleceğine verdiği değer, öğretmenine verdiği değerden anlaşılır. Maalesef ne mali olarak ne de özlük olarak öğretmenlerimiz hak ettiği değeri göremiyorlar.”

“Kariyer Sınavı Adı Altında Öğretmenler İtibarsızlaştırılıyor”

Öğretmenlerin yıllarca bu kanunu beklediklerini dile getiren Karamollaoğlu, ama hükümetin sunduğu şeyin, öğretmenleri kendi mesleklerine daha da küstüren bir sistem olduğunu vurguladı.

Karamollaoğlu, 7354 sayılı "Öğretmenlik Meslek Kanunu"nun daha işin başında kadük kaldığını ifade ederek, ne yazık ve hazindir ki; kanun teklifinin içeriğinde birçok konuya dair hüküm yokken, düzenlenen konulara ilişkin hükümlerin ise hem eski hem de eksik olduğunu vurguladı.

Meslek Kanunu olarak isimlendirilen kanun teklifinde; öğretmenliğe, mesleğe, mesleğin gereklerine, öğretmen yetiştirme süreçlerine, kariyer basamaklarına, öğretmenlerin mali, sosyal ve özlük haklarına, atama ve yer değiştirme kurallarına, ödül ve disiplin uygulamalarına, eğitim yöneticiliği konumuna ve teşvik kurgularına yönelik bütüncül çerçeve oluşturan bir yasal düzenleme niteliği olmadığını belirten Karamollaoğlu, “Bu kanun teklifi; öğretmenliğe saygıyı ve talebi artırmak bir tarafa, öğretmenlerin kaygısını ve derdini artırmıştır. Çünkü; öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında, öğretmenlik mesleğine yönelik kapsamlı bir ayrımcılık üretiliyor. Bu Meslek Kanunu’nda öğretmenlik mesleği yapanlar değil, devlet memuru olarak görev yapan öğretmenler esas alınıyor. Yani hükümet, sayıları 100 bini aşan özel okul öğretmenini görmezden gelerek, onların yaptığı işi öğretmenlik olarak kabul etmiyor ne yazık ki. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de yıllarca okumuş, mesleğini kazanmış öğretmenlere talebe muamelesi yapılıyor. Kariyer sınavı adı altında öğretmenler itibarsızlaştırılıyor! Öğretmenleri sanki yeterliliğe sahip değillermiş gibi kariyer sınavlarına mecbur bırakan bir sistem ile eğitimin hangi sorununu çözmeyi düşünüyorsunuz? Yıllarca öğretmenliği yapacağı alan hakkında ihtisas görüp, bir de bunun üzerine formasyon alan öğretmenlerin bilgisini nasıl testlerle, sınavlarla ölçmeye çalışacaksınız? Peki, yıllardır o sıralarda yüzlerce öğrenci yetiştiren emektarların tecrübesini nasıl ölçeceksiniz?  Öğretmenlerimiz çocuklarımızı ve gençlerimizi hayata hazırlamak yerine, kariyer için sınava hazırlanmak baskısına maruz bırakılıyor. Öğretmenlik kariyer basamakları kanunu ve sınavı, Ak Parti’nin ‘-mış gibi yapmak’ icraatlarına bir yenisi eklemiştir. Kariyer hakkı vermiş gibi, meslek kanunu çıkarmış gibi, kariyer sınavı yapmış gibi dışında bir tutum söz konusu değildir” şeklinde konuştu.

Saadet İktidarının İcraat Cümleleri

Sözde kariyer sınavının, her yönüyle kamu zararı üretmekten başka bir işlev görmediğini dile getiren Karamollaoğlu, hazırlanan sorulara, harcanan paralara ve öğretmenin emeğine, hepsinden öte öğretmenin saygınlığına ve değerine zarar vermekten başka bir iş yapılmadığını söyledi.

Bütün bunlardan bir ders çıkarılması gerektiğine işaret eden Karamollaoğlu, “Kanun öğretmenlerin beklentileri ve talepleri ile sendikaların teklifleri doğrultusunda düzenlenmelidir. Sınav kalkmalı, kariyer kıdeme bağlanmalıdır. Kariyer kaynaklı ödeme miktarı hem artırılmalı hem de emekliliğe yansıtılmalıdır. Son olarak belirtmek  isterim ki; bu cümleler Ak Parti iktidarından talep cümleleri değil, Saadet iktidarının icraat cümleleridir. Bu duygu ve düşüncelerle; basın toplantımıza katılımınız ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyor; sizleri ve ekranları başında bizleri takip eden vatandaşlarımızı muhabbetle selamlıyor, hayırlı günler diliyorum. Allah'a emanet olunuz.” ifadelerine yer verdi.

Editör: Saadet Gündem