Hatay Milletvekilimiz Necmettin Çalışkan, TBMM’de basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına geçtiğimiz hafta Kuzey Irak'taki terör saldırısına değinerek başlayan Çalışkan, “Terör saldırısında hayatını kaybeden kardeşlerimize, Mehmetçiğimize Rabbimden rahmet diliyorum. Şehitlerimizin makamı âli olsun. Ailelerine ve milletimize Rabbim sabır versin.” dedi.

Son derece üzüntü verici bir dönem yaşandığına dikkat çeken Çalışkan şunları söyledi:

“Peş peşe deprem acısı bir yana şehit haberlerinin her geçen gün peş peşe geldiği bir süreçteyiz. Bu olayların siyasi gündemle doğru orantılı olarak meydana gelmesi de son derece düşündürücü. Elbette böyle bir dönemde milletçe üzüntümüzün fevkalade olduğu bir dönemde buna yönelik tedbirlerin konuşulması da elzemdir. Maalesef ki sanki sıradan bir hadise yaşanıyormuş gibi ‘terör saldırısı var. Bildiri imzalayalım, kınayalım’ diyerek olay geçiştirilmek isteniyor.

Terör Bitme Noktasına Gelmişken Tekrar Hortlaması Araştırılmalı

Ankara Milletvekilimiz Doğan: “Sorun Sokak Köpeklerinde Değil Yetkili Mercilerde” Ankara Milletvekilimiz Doğan: “Sorun Sokak Köpeklerinde Değil Yetkili Mercilerde”

Oysa böyle tarihi bir olayda terörün bitme noktasına geldiği malumken birdenbire hortlamasının ardındaki sebeplerin mutlak surette göze alınması gerekir. Tabii ki terör mutlaka kınamak gerekir ama mesele terörün altında yatan sebepler, terörün destekçileri ve bu esnada varsa ihmaller, hatalar bunların göze alınması gerekir. Bugün genel kurula Sayın Dışişleri Bakanı ve Sayın Milli Savunma Bakanı'nın bilgi verecek olmasını takdirle karşılıyoruz. Aslında bu daha ilk o imza krizi yaşanan terör saldırısında yapılması gerekirdi. Ne var ki her fırsatı ganimete çevirmeye hevesli her fırsatı istismara meyilli odaklar imza krizi üzerinden o şehit kanının gölgelenmesini sağladılar.

Yapılması gereken şey varsa ihmaller varsa alınması gereken tedbirler onların konuşulması. Varsa operasyon zafiyeti varsa istihbarat zafiyeti varsa siyasi problemler bunlara yönelik çözümler üretilmesi gerekir.

Ne var ki bugüne kadar bu yapılmadı sadece son terör saldırısında bile terörün döktüğü kanlardan, yıkılan ocaklardan daha ziyade bildiri imzalanması üzerine bütün tartışmalar sürüyor. Bu durum asla kabul edilemez.

Şehit Ailesinin Evinin Kızılay Çadırı Olması Deprem Bölgesindeki Trajedinin Dışa Vurumudur

Ve yine şehit ailelerinden birisinin evinin Kızılay çadırı olduğu gerçeğe de aslında on bir aydan beri tam bir yıldır deprem bölgesinde yaşanan trajedinin bir şekilde dışa vurumudur. Aslında deprem bölgesindeki on binlerce evin durumu o Kızılay çadırından farklı değildir. Ve deprem bölgesinde ifade etmemiz gerekirse on iki aylık bir süre sonucunda halen ilk günlerdeki problemleri konuşmaya devam ediyoruz. Yıkım büyük ölçüde tamamlandı ama inşa sürecine dair ortada ikna edici kamuoyunu tatmin edici bir veri maalesef ki yok. Ve korkarız ki bugünlerde ortaya çıktığı gösterilen çalışmalar ise tamamen mahalle idare seçimlerine yönelik. Bir yerde diyeceksiniz ki burada zemin sıvılaşması var, burada yapılaşma imkanı yok. Ertesi gün etrafı çevirip dozerleri, vinçleri yerleştir algıyla bir şeyler yapıyormuş görüntüsü vermekten öte bir şey yok.

Acilen Kalıcı Konutlara Geçilmelidir

Deprem bölgesinde yaşam konteyner kentlerde sürüyor. Elbette depreme müteakip ilk birkaç hafta için konteynerler problemi çözen bir durumdu. Acil tedbir konteyner yerleştirmekti. Ama görüyoruz ki hükümet konteynerleri adeta kalıcı kent olarak düşünmeye başladı. Bir yıl sonuna bile halen inşa faaliyeti başlamadı. Çok az miktarda hemen her deprem bölgesinde konut inşa edilmeye başlayarak biz bir şeyler yapıyoruz demeye çalışıyorlar. Halbuki bilinmelidir ki konteyner kentlerde yaşam sürdürülebilir değildir. Konteyner kentlerde sosyal facialar vardır. Salgın hastalık riski vardır. Hatta bazı yerlerde bazı salgınlar vardır. Hatta bazı yerlerde bazı salgınlar vardı. Ayrıca sağlık problemleriyle beraber alt yapı sorunu vardı. Nitekim Hatay'ın Samandağ ilçesinde geçtiğimiz hafta vefat eden, yangında ölen iki konteyner kentte yaşayan evladımızın durumu da bu facianın dışa yansımasıdır. Ve tabii konteyner kentlerde ciddi bir sosyal facia vardır. Orada bir süre sonra travmatik hadiselerle karşılaşılması kaçınılmazdır. Bu açıdan konteyner kentlerin varlığı bir çözüm değil, aperatif bir tedbirdir. Acilen kalıcı konutlara geçmek için çalışmalar sürdürülmelidir.

Deprem Bölgelerine Dönüş Başladı

Bütün bunlarla beraber şunu söyleyelim ki Hatay'a ve diğer deprem bölgelerine ciddi bir dönüş başladı. Konteyner kentler dolu. Ama niye denecek olursa hadise şu. İnsanlar başka şehirlere geçici barınma amacıyla gitti. Kendilerine tahsis edilen yurtlar boşaltıldı. Kiralık oturdukları yerlerde fahiş kira fiyatlarını ödeyemez hale geldiler. Elektrik faturası, su faturası, doğal gaz faturası ve yaşam ihtiyaçları, çarşı pazar fiyatları arttığı için başka illerde yaşama tutunma imkanı olmadığından gayri insani açık cezaevi şartlarından çok daha kötü durumdaki konteyner kentlere yerleşti insanlar. Konteyner kentlerde hiç olmazsa kira ödemiyoruz. Elektrik ve su faturası ödemiyoruz diye insanlar tahammül edilemez şartlardaki konteynerlerde yaşamlarını sürdürüyor. Bir de halen 2024 yılının Ocak ayının şu son günlerinde bile çadırlarda yaşamını sürdürenler var. Bunlar ise konteyner kente yerleşip kira yardımları kesileceğinden hiç olmazsa o beş bin liralık yedi bin liralık gelirlerle hayatımızı sürdürelim diye kendi istekleriyle çadırlarda kalanlar var. Burada sorumlulara düşen şey bu insanlar beş bin lira gibi bir gelire mahkum olup da halen bu zor kış şartlarda karın altında yağmurun soğuğun donun altında çadırda kalmayı tercih ediyorsa bizleri de yanlış yaptık diye bu insanların durumu mutlak surette göz önüne alınmalıdır.

Hükümet Rakamlarla Oynamaktan Zevk Alıyor

Ocak ayı içerisindeyiz. Yeni maaşlar zamlı olarak yattı. Hükümet rakamlarla oynamaktan zevk alıyor. Asgari ücret şu kadar dolardı, bu kadar dolar oldu gibi. Ben de size bir rakam vereceğim. Asgari ücret iki bin üç yılında asgari ücret ile emekli maaşının orantısı bir virgül kırk yediydi. Yani bugün on yedi bin lira emekli asgari ücret varken emekliler bir buçuk katı maaş alması gerekir. 2003 yılındaki rakam aynen verilse bugün emekli maaşının 24 bin 995 lira yaklaşık 25 bin lira olması gerekir. Bugün değil ki emekli bir buçuk katını almak emekli asgari ücretle aynı zam almak asgari ücretli on yedi bin lira alırken emekli on bin lira gibi komik bir sefalet ücretiyle hayatını sürdürmekte. Ki aslında asgari ücretlilerin aldığı para bile bu devirde hiçbir şekilde insana yetmeyeceği gayet açık. Bu kadar kiraların, ulaşım masraflarının, ev ihtiyaçlarının, çarşı pazarın pahalı olduğu bir yerde 17 bin liranın bile ne kadar vahim olduğu ortada. Ama hükümet hayal satmaktan zevk alıyor.

Uzaya İnsan Göndermenize Gerek Yok, Yere İnip İnsanların Durumuna Bakın

Her konuyu istismar ediyor. Bugün de uzaya insan göndereceğiz gibi bir duyuruyla, reklamla insanların duygusu istismar ediliyor. Ben uzaya eleman gönderenlere derim ki uzaya adam göndermenize gerek yok. Yere inin, insanların durumuna bakın. Deprem bölgesindeki insanlar halen çadırda yaşıyor ise halen zatürre hastalıkları soğukla karşı karşıya ise insanlar halen evlerine ev ihtiyaçları alamamışlarsa halen işsizlikle insanlar boğuşuyorsa siz para verip başka milletin kesesinden ödeme yaparak veya altyapısı size ait olmayan başka bir ülkeye para ödeyerek uzaya adam gönderiyoruz demek ancak bu milletin aklıyla alay etmek demektir. İktidarın yaptığı da tam olarak budur.

Savaş Bitene Kadar İsrail’le İlişkileri Askıya Al

Son olarak Filistin'de yaşananları da bir kez daha hatırlatmak isterim. Hükümet yılbaşında destekçisi toplum örgütlerini toplayarak İstanbul'da köprünün üzerinde İsrail'e lanet mitingi düzenledi. Ama bu miting esnasında insanlar orada toplanmışken, sloganlar atılırken köprünün altından İsrail'e destek sağlayan malzemeleri taşıyan gemiler gitmeye devam ediyordu. Gümrük Bakanlığı'nın da açıkladığı üzere Ulaştırma Bakanlığı'nın da teyit ettiği verilerle ortaya çıktı ki savaşın başından bugüne kadar İsrail'e gemi sevkiyatı aynen devam ediyor. Stratejik ürün diyebileceğimiz savunma sanayi alanındaki yani savaşta kullanılacak malzemelerde artış var. Bazı ürünlerdeki eksilme ise doğal olarak savaş ortamı nedeniyle İsrail'i terk etmiş başka ülkelere sığınmış Yahudi vatandaşları neticesiyle nüfus daralmasından kaynaklanan sebze meyvedeki tüketim darlığı ama esas savaşta kullanılacak malzemelerde artış var. İktidar mensupları; ‘İsrail'e giden gemiler dursun’ demediği sürece samimiyetsizdir. Burada yüzlerce AK Partili milletvekili dostumuzun İsrail'i telin ettiğine şahit oluyoruz ama tek bir tanesi yürekli, insaflı, vicdanlı davranıp da gemiler gitmemelidir diyemedi. Bu sözü söylemek en başta onlara düşer. Hükümetin İsrail'le ticari alışverişi aynen sürdürmesi katliama ortak olmaktır. Türk milletini bu Necip milleti İsrail'in Filistin'de işlediği günahlara vebale ortak etmektir. Onun için 100 gün geçtikten sonra bir kez daha tekrar ediyoruz ki, Ey hükümet, İsrail'le ilişkileri savaş bitene kadar askıya al. Savaş bitene kadar askıya al. Ey hükümet İsrail'e giden gemilerdeki savunma sanayinde İsrailli katil askerlerin kullanacağı ürünleri gönderme. Masum insanların sivil halkın kullanılacağı sebze meyveyi göndersen bile hiç olmazsa askerin katil askerin işine yarayacak malzeme göndersen bile hiç olmazsa askerin katil askerin işine yarayacak malzeme gönderme. Ey hükümet İsrail'e hava sahanı kapar. Ey İsrail hiç olmazsa Yemen, ey hükümet hiç olmazsa Yemen kadar. Hiç olmazsa Güney Afrika'da hiç olmazsa Malezya kadar ol bir duruş sergile yüz günü aşkın bir süreden beri hükümetin İsrail katliamını durdurmaya yönelik iç kamuoyuna yaptığı algıdan başka küresel boyutta attığı en küçük bir adım yoktur. Bütün ilişkiler aynen devam ediyor. Ne Birleşmiş Milletler'e ne Lahey’e ne İslam Konferansı'na hiçbir yerde yaptırım sayılabilecek girişimde bulunmadığı gibi bütün deste aynen devam ediyor. Onun için bugün iktidar mensuplarının İsrail'i telin etmesi ancak kendilerini avutmaktan milleti aldatmaktan başka bir şey değildir.”

Editör: Musa özyürek