Antalya Milletvekilimiz Şerafettin Kılıç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına son bir haftada; İzmir, Antalya ve Karadeniz bölgelerinin kıyı şehirlerinde etkili olan taşkınlardan etkilenen tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Kılıç, “İstanbul, Bursa ve Marmara bölgemizde etkili olan lodostan etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü afete karşı muhafaza etsin.” dedi.

Bu İktidarın “Faiz İktidarı” Olduğunu Görüyoruz

Millî Görüş Hareketinin mensupları olarak siyasetin yegâne amacını insanların refah seviyesini yükseltmek ve yaşanabilir müreffeh bir Türkiye’yi ve yeni bir dünyayı inşa etmek olarak gördüklerini belirten Kılıç, şunları söyledi:

“Bugünlerde 2024 yılı bütçesi konuşuluyor. Komisyon sürecini tamamladığımız 2024 yılı bütçesinin genel kurul görüşmelerine başlayacağız. Her yıl hazırlanan bütçeler, devlet kaynaklarının nereye harcandığının, nelerin önemsenip nelerin önemsenmediğini açıkça ortaya koyan vesikalardır. Dolayısıyla bütçe, mevcut iktidarın karnesi hükmündedir. Bir iktidar ile ilgili bilgi sahibi olmak isterseniz, o iktidarın vatandaştan topladığı vergileri nereye harcadığına bakmalısınız. Hazırlanan 2024 yılı bütçesine baktığımızda bu iktidarın bir ‘faiz iktidarı’ olduğunu görmekteyiz. Zira 2024 yılı bütçesinde faiz için ayrılan miktar Tarım ve Orman Bakanlığının tamamına ayrılan miktarın 4 katından fazladır. Bütçede faiz giderleri için ayrılan miktar 1 trilyon 254 milyar lira iken, Tarım ve Orman Bakanlığının tamamı için ayrılan miktar sadece 283 milyar liradır. Faiz, alın terini çürüten ve üreticilerimizin kanını emen bir mikroptur. Dolayısıyla eğer üretimden bahsedeceksek, evvela faize ayrılan kaynakların neden üretim için ayrılmadığı hususunda kapsamlı bir değerlendirme yapmak zorundayız.

Gıda Enflasyonunun En Yüksek Olduğu Ülkelerden Birisiyiz

Tarım ve Hayvancılığı önemsemeyen bir iktidarın enflasyonu önleyebilmesi mümkün olmaz ki olmuyor. Bugün ne yazık ki %82’lik oranla dünyada gıda enflasyonun en yüksek olduğu ülkelerden birisiyiz. Nüfusumuza bağlı olarak ihtiyaçlarımız artarken; Tarım arazilerimiz azalıyor, et üretimimiz, süt üretimimiz, canlı hayvan varlığımız azalıyor. Peki, ihtiyaç nasıl karşılanıyor? İthalatla! Nereden ithal edilecek? Brezilya, Uruguay, Çekya ve Avrupa ülkelerinden ithal ediliyor. Tarım sektörünün gıda ve canlı hayvan ihracatı bu yılın ilk 8 ayında sadece %5,8 oranında artmışken, buna karşılık aynı dönemde gıda ve canlı hayvan ithalatı %25,1 oranında artış göstermiştir. Yani, her geçen yıl dışarıya biraz daha bağımlı hale getiriliyoruz. Çiftçilerimize destek olarak verilmeyen kaynaklar, Brezilya’nın çiftçisine, Uruguay’ın üreticisine, Avrupa’nın esnafına veriliyor. Bu durumu kabul edebilmemiz mümkün değildir.

Çiftçi korunmadan, üretim yapılamaz. Bu bağlamda ivedilikle yapılması gereken birkaç husustan bahsetmek istiyorum; Çiftçinin kullandığı mazottaki ÖTV yükünü kaldırın. Bankaya borcu olan çiftçilerimizin borç faizlerini sildirmek üzere ivedilikle çalışma başlatın. Traktör, biçer, tarım makinaları gibi en temel üretim araçları haczedilen çiftçilerimizin üzerindeki haczi kaldırın. Üretim araçları dokunulmaz olmalıdır. Tarımsal sulamada alternatif sulama yöntemlerini geliştirin. Su imkânlarına ve iklim koşullarına uygun üretimi teşvik edin. Tarımsal destekleri tam ve zamanında ödeyin. Kanunu çiğneyerek, çiftçilerimizin hakkı olan destekleri gasp etmeyin. Gübrede dışa bağımlılığı ortadan kaldıracak çalışmaları daha fazla gecikmeden hayata geçirin. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Ulusal Süt Konseyi gibi fiyat belirleyen kuruluşlarımız ürün fiyatlarını, maliyetleri hesaplayarak zamanında belirlemelidir. Dışarıya bağımlı olduğumuz tohumlarda, bağımlılığı azaltacak çalışmaları, ata tohumu ve yerli tohumu destekleyen çalışmaları hayata geçirin. İsrail’den tohum almayın. Taklit ve Tağşiş ürünleriyle ilgili gerekli denetimleri yapın ve taklit-tağşişi önlemek için caydırıcı cezalar uygulayın! Her geçen yıl azalan tarım arazilerimiz ve meralarımızı korumak için tedbir alınız. Olası bir afet veya küresel kriz riskine karşı temel gıda ürünü depolama kapasitesini artırmak ve güvenliğini sağlamak üzere gerekli çalışmaları yapın.

İsrail’i Durduracak Asıl Boykot, Diplomatik ve Ticari İlişkileri Askıya Almaktır

Bugün, hepimizin gündeminde İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım var. İsrail, yaptıklarıyla asla bir devlet olmadığını ve olamayacağını adeta ispatlamaktadır. Milletimiz ve dünyanın dört bir yanındaki vicdanlı insanlar, İsrail ürünlerini boykot ediyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki, İsrail’i durduracak asıl boykot, devletler düzeyinde diplomatik ilişkileri ve ticari anlaşmaları askıya almaktır. Fakat ülkemizin İsrail’le ticareti, son 20 yılda artarak devam etmiştir. Bu süre zarfında İsrail Filistin’i adım adım işgal etmiş, katliamlar yapmış ama ticaretinde herhangi bir gerileme olmamıştır. Binlerce yıllık geçmişi olan Anadolu tohumları ve toprakları başta İsrail’den getirilen tohumlara ve dev şirketlerine pazarlandı. İsrail bir avuç tohumuyla ülkemiz topraklarında üretilen binlerce kilo ürünü geri almakta; topraklarımızı kirlettiği, çiftçimizin emeğini sömürdüğü de cabası. Yerli tohumuna sahip çıkan çiftçiye ağır para cezalarını da içeren yaptırımlar getirilerek çiftçimize terörist muamelesi yapılmaktadır. Tarımdan bahsediyoruz, gıdanın öneminden bahsediyoruz. Bugün dünya çapında genetiği değiştirilmiş tohumlarla, laboratuvarda üretilen şuruplarla gıda kontrol edilmek isteniyor. Gıdayı kontrol etmek ve dolayısıyla insanı ve ülkeleri kontrol etme faaliyetleri organize bir şekilde yürütülüyor. Bu faaliyetler, çeşitli şirketler ve vakıflar aracılığıyla yapılırken bir de bakıyorsunuz ki bu şirketler sadece gıda değil, aynı zamanda sağlık sektörü ve bağlantılı birçok farklı sektörü ellerinde tutuyor. MCain Foods, Cargill, Monsanto gibi şirketlerle Bill Gates Vakfı, aynı orkestranın birer parçası gibi uyumlu çalışmaktadırlar. Aralık 2018’de, Bill Gates Vakfı ile Tarım ve Orman Bakanlığımız arasında yapılan ‘Tarım İşbirliği Protokolü’nün detaylarına bir türlü ulaşamıyoruz, sır gibi saklanıyor. Bu protokol kapsamında şu ana kadar yapılan faaliyetleri merak etmekteyiz. Gıdanın genetiğini bozan, insanları hasta eden sonrasında ise güya tedavi etmek için onlara ilaç satan bu şirketlerle vakıfları ülkemizde istemiyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığımız bu şirket ve vakıflarla olan bütün ilişkileri kalıcı olarak sonlandırmalıdır.

Köy Topraklarının Satışı

Ülkemizde Tarım ve Hayvancılık kan kaybederken, bugün üretim yapmaya çalışan çiftçilerimiz birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Dün genel kurulda da bir grup önerisi olarak; ‘köy topraklarının satışı’ konusunu görüştük. Büyükşehir Yasası ile tüzel kişiliği ortadan kalkan köylerin etrafındaki gelişim alanları, sessiz sedasız TOKİ’ye devredilirken, TOKİ köylülere ait olan bu arazileri satılığa çıkarıyor. Sadece TOKİ değil, köy toprakları çeşitli oyunlarla Milli Emlak ve Belediyeler eliyle de satışa çıkarılıyor. Bugün yapılanlara baktığımızda, köy arazilerinin satışa çıkarılması; artık son noktadır. Köy topraklarının satılması, tuzun dahi koktuğunun, denizi bırakın, kumun dahi tüketildiğinin açık göstergesidir. Son 20 yıldır bu ülkenin değerlerini istikrarlı bir şekilde satıyorlar; Şeker Fabrikaları başta olmak üzere, üretim yapan fabrikaları sattılar! Telekom, PETKİM, Gübre işletmelerini sattılar. Limanları sattılar. Şimdi anlaşılan sıra köylünün toprağına geldi. İktidar mensuplarına sesleniyorum; yeter artık, Allah’tan korkun! Köylerin boşalması yetmiyormuş gibi şimdi de gelişim alanlarının sessiz sedasız TOKİ’ye devredilerek satışa çıkarılması asla kabul edilemez. Daha önce meradan Hazine’ye çevrilen arazilerin TOKİ tarafından satışa çıkarılması, hem o köylerdeki tarımsal üretime büyük bir darbe vuracak, hem de köyler tamamen emlakçıların rant alanı haline getirilecek. Zaten köy nüfusunun azalmasından dolayı tarımsal üretimi büyük bir yara alan köylerde üretim tamamen duracak. Köyleri rant alanına çevirecek bu satışlar derhal durdurulmalıdır! Tarihi sorumluluğun gereği olarak; başta iktidarın milletvekilleri olmak üzere bütün Milletvekillerini ve vatandaşlarımızı bu toprakların satışına engel olmaya ve köylülerimizin haklarını korumaya davet ediyorum. Köylülerimizi, topraklarımızı ve dolayısıyla tarım ve hayvancılığı korumak hepimizin en temel vazifesidir.

Asgari Ücretlinin Bir Cebinde Devletin Diğer Cebinde Bankaların Eli Var

Saadet-Gelecek TBMM Grubu’nun Hayat Pahalılığı Sorunu İle İlgili Teklifi AK Parti ve MHP Olaylarıyla Reddedildi Saadet-Gelecek TBMM Grubu’nun Hayat Pahalılığı Sorunu İle İlgili Teklifi AK Parti ve MHP Olaylarıyla Reddedildi

Önümüzdeki günlerde asgari ücret görüşmeleri gerçekleşecek ve bir zam oranı belirlenecek. Asgari ücrete yapılacak zamdan önce bazı gerçekleri ifade etmek gerekir. Ülkemizde 11 bin 400 TL olan asgari ücret karşılığında çalışan oranı %49’dur. Ayrıca 4 kişilik bir ailenin beslenmek için yapması zorunlu aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 14 bin 25 TL olarak açıklanmıştır. Bugün asgari ücret, temmuzda yapılan zamma rağmen açlık sınırının altında kalmıştır. Asgari ücretli, harcamalarında kazancının üçte birini dolaylı veya doğrudan vergiler yoluyla devlete ödemektedir. Buzdolabından ütüye, ekmekten şampuana kadar her üründe vergi olarak devlete kazancının üçte birini öderken, kazancının üçte birini de faiz olarak bankalara ödemektedir. Asgari ücretli ayda 8 gün devlete, 8 gün bankalara çalışırken sadece kalan 8 günde kendisi ve ailesi için çalışabilmektedir. Asgari ücretlinin bir cebinde devletin eli, diğer cebinde ise bankaların eli vardır. Asgari ücrete Temmuz ayında zam yapılmış olmasına rağmen geçtiğimiz beş aylık süreçte bu zam buharlaşmış ve yeniden zam yapılması zorunlu hale gelmiştir. Hem çalışanı hem de işvereni vergiler ve kesintiler yoluyla ezen bir tablo ile karşı karşıyayız. Hayat pahalılığıyla; altı ayda yok olan maaş zamlarıyla, vergi ve kesintilerle yükü sabit tutarak mücadele edilemez. Yeni bir vergi düzenlemesine, ekmeğin fiyatına dahi sirayet etmiş faizin tamamen bertaraf edilmesine acil ihtiyaç vardır. Mevcut ekonomi yaklaşımıyla hayat pahalılığı sorununun çözülemeyeceği artık görülmelidir. Hem asgari ücretliye hem de işverene ciddi bir yük oluşturan vergilerin düzenlenmesiyle, asgari ücrette makul bir artışı sağlamak mümkündür. Birkaç ay sonra açlık sınırının altında kalacak şekilde yapılan zamların kabul edilmesi mümkün değildir. Asgari ücret, yılın hiçbir döneminde açlık sınırının altında kalmayacak şekilde planlama yapılmalı, buna göre zam oranı belirlenmelidir. İnsanca yaşam için evvela çalışana insanca bir ücret verilmesi şarttır.

DSC_9377DSC_9363DSC_9352DSC_9341DSC_9324DSC_9318DSC_9315DSC_9307

Editör: Musa özyürek